Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede deniz taşımacılığı, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 90’ını taşıması nedeniyle kritik bir role sahiptir. Bu nedenle, Avrupa Birliği’nin “Fit for 55” paketi kapsamında denizcilik sektörünü Emisyon Ticaret Sistemi’ne (EU ETS) dahil etmesi, hem çevresel hem de ekonomik açıdan yeni bir dönemin başlangıcını temsil etmektedir.
Türkiye açısından ise bu düzenleme, hem AB ile dış ticaret ilişkilerinin devamlılığı hem de uluslararası karbon piyasalarına entegrasyon bakımından büyük önem taşımaktadır.
Bilindiği üzere, Avrupa Birliği’nin FuelEU Maritime düzenlemesi ve deniz taşımacılığının EU ETS kapsamına alınması, denizcilik sektöründe sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik en önemli adımlar arasında yer almaktadır. FuelEU Maritime, gemilerde kullanılan yakıtların karbon yoğunluğunun azaltılmasını ve düşük karbonlu, çevre dostu yakıtların kullanımının teşvik edilmesini amaçlamaktadır. Bununla birlikte, yeşil teknolojilere sahip gemilerin desteklenmesi ve Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) gibi piyasa temelli mekanizmalar aracılığıyla, deniz taşımacılığı ve ticari denizcilik sektöründe emisyonların sistematik biçimde azaltılması hedeflenmektedir.
AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) ve Denizcilik Sektörüne Uygulaması
Ocak 2024 itibarıyla yürürlüğe giren düzenleme kapsamında, Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) artık hangi ülke bayrağı altında olursa olsun, AB limanlarına giriş yapan veya bu limanlardan ayrılan tüm büyük gemilerin (5.000 gros ton ve üzeri) CO₂ emisyonlarını kapsamına almıştır.
Bu doğrultuda, 5.000 gros tonajın (GT) üzerindeki tüm ticari gemiler, AB limanları arasında gerçekleştirdikleri seferlerden kaynaklanan karbon emisyonları için karbon tahsisatı (allowance) bulundurmakla yükümlü hale gelmiştir.
Sistemin kapsadığı sefer türleri şu şekilde belirlenmiştir:
- AB limanları arasındaki seferler: %100 oranında kapsama dahildir.
- AB limanına gelen veya AB limanından çıkan seferler: %50 oranında kapsama dahildir. Kalan emisyon payı için, üçüncü ülkenin uygun önlemleri belirleme imkânı bulunmaktadır.
Bununla birlikte, EU ETS hâlihazırda yalnızca CO₂ emisyonlarını kapsamaktadır. Ancak 2026 yılı itibarıyla CH₄ (metan) ve N₂O (azot protoksit) emisyonlarının da sisteme dahil edilmesi planlanmaktadır.
Yumuşak bir geçiş sürecinin sağlanabilmesi amacıyla, denizcilik şirketlerinin bildirdikleri emisyonlara karşılık teslim etmeleri gereken karbon tahsisatı miktarları kademeli olarak artırılmaktadır. Buna göre:
- 2025 yılında, 2024 yılında bildirilen emisyonların %40’ı,
- 2026 yılında, 2025 yılında bildirilen emisyonların %70’i,
- 2027 yılından itibaren ise bildirilen emisyonların tamamı (%100) için tahsisat teslim edilmesi zorunlu olacaktır.
Dolayısıyla, ilk bildirim 1 Ocak 2024 – 31 Aralık 2024 tarihleri arasında gerçekleşen emisyonlar için yapılmış olup, buna ilişkin tahsisat teslimi 2025 yılı Eylül ayında gerçekleştirilmiştir.
Bu süreçte, gemi işletmecileri karbon emisyonlarını izlemek, raporlamak, doğrulamak ve buna karşılık gelen karbon tahsisatlarını teslim etmekle yükümlüdür. Sisteme uyum sağlamayan işletmeler için para cezaları ve AB limanlarına erişim kısıtlamaları gibi idari yaptırımlar öngörülmektedir.
Sistemin kapsamı yalnızca gemilerin emisyonlarını değil, aynı zamanda bu emisyonların hangi seferlere ve limanlara göre hesaplanacağını da belirlemektedir. Bu noktada “uğrak liman” ve komşu konteynır aktarma limanı kavramları büyük önem taşımaktadır.
Uğrak Liman ve Komşu Konteynır Aktarma Limanı Kavramları (Port of Call & Neighbouring Container Transhipment Port)
EU ETS kapsamında uğrak liman; geminin yükleme, tahliye veya personel değişimi gibi ticari faaliyetler gerçekleştirdiği liman olarak tanımlanır. Buna karşılık, yalnızca yakıt ikmali, malzeme temini veya teknik nedenlerle yapılan duraklamalar uğrak liman olarak kabul edilmemektedir.
Öte yandan, özellikle konteyner gemilerinin ETS yükümlülüğünden kaçınmak amacıyla AB dışındaki yakın limanlarda uğrak göstermesini önlemek amacıyla AB mevzuatında komşu konteyner aktarma limanı kavramı getirilmiştir.
Bir limanın bu kapsamda değerlendirilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- Liman, AB sınırları dışında olmalı ancak bir AB üye devletinin yetki alanındaki bir limana 300 deniz milinden daha yakın bir mesafede bulunmalıdır.
- Limanın aktarılan (transhipment) konteyner oranı, mevcut verilerin bulunduğu son on iki aylık dönem itibarıyla, o limandaki toplam konteyner trafiğinin %65’ini aşmalıdır.
Bu koşulları sağlayan limanlar, komşu konteyner aktarma limanı olarak sınıflandırılır ve bu limanlara yapılan seferler uğrak limanı sayılmaz.
Örneğin; Singapur’dan İtalya’ya seyreden bir konteyner gemisi Port Said’de yalnızca yakıt ikmali yaparsa, Port Said bu düzenleme uyarınca uğrak limanı olarak kabul edilmez. Ancak Port Said’de yükleme veya tahliye yapılması durumunda, bu faaliyet ticari nitelik taşıdığından, liman uğrak limanı sayılabilir. Buna karşın, Port Said limanı yukarıdaki kriterleri (örneğin %65’ten fazla transhipment oranı ve 300 deniz mili kuralı) karşılıyorsa, bu durumda komşu konteyner aktarma limanı statüsüne girer ve yine uğrak limanı olarak değerlendirilmez. Bu durumda, geminin Singapur–İtalya arasındaki tüm seyri boyunca oluşan emisyonlar ETS kapsamında hesaplanır ve gemi işletmecisi, bu rotaya ait yakıt tüketimi ve karbon emisyonlarına ilişkin tahsisat yükümlülüğünü üstlenmekle sorumlu olmaktadır.
ETS sisteminin denizcilik sektörüne getirdiği mali yükümlülüklerin yanında, AB ayrıca yakıt kaynaklı emisyonları doğrudan hedefleyen ayrı bir düzenleme olan FuelEU Maritime’ı da uygulamaya koymuştur.
FuelEU Maritime Uygulamaları
Sera gazı emisyonlarının azaltılmasını hedefleyen FuelEU Maritime düzenlemesi, gemilerde kullanılan yakıtların karbon yoğunluğunu düşürmeyi ve daha temiz enerji kaynaklarının kullanımını teşvik etmeyi amaçlayan bir Avrupa Birliği girişimidir. EU ETS’den ayrı ancak tamamlayıcı nitelikte tasarlanan bu mekanizma, yalnızca yakıtın yanmasıyla oluşan emisyonları değil; yakıtın çıkarılması, işlenmesi ve taşınması süreçlerinde ortaya çıkan sera gazı salımlarını da hesaplamaya dâhil eder. Böylece yakıtın tüm yaşam döngüsü (“well-to-wake”) dikkate alınarak, CO₂ miktarı yerine enerji bazlı emisyon yoğunluğu (gCO₂e/MJ) esas alınır.
Uygulama esasları, EU ETS sistemine benzer biçimde; AB üye ülkeleri ve Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) arasındaki seferlerde %100 oranında, AB dışı ülkelere giden veya bu ülkelerden gelen seferlerde ise %50 oranında uygulanacaktır. Böylelikle AB dışı taşımacılık faaliyetleri de kısmen kapsama dahil edilmektedir.
Ayrıca, 2030 yılı itibarıyla 5000 GT üzerindeki konteyner ve yolcu gemilerinin, AB limanlarında iki saatten fazla demirlemeleri halinde kara elektriği (onshore power supply) kullanmaları zorunlu hale gelecektir. Bu uygulama, limanda bekleme süresince yakıt kullanımını ve buna bağlı karbon salımını, hava ve gürültü kirliliğini azaltmayı hedeflemektedir.
FuelEU Maritime, ETS ile birlikte AB’nin deniz taşımacılığında karbon azaltım stratejisinin ikinci ayağını oluşturmaktadır. Ancak iki sistem, kapsam ve işleyiş bakımından önemli farklılıklar taşımaktadır.
FuelEU Maritime ile MRV-ETS arasındaki temel farklar
FuelEU Maritime, denizcilik sektöründe faaliyet gösteren gemi işletmecilerinin kullandıkları yakıtlardan kaynaklanan karbon emisyonlarını, belirlenmiş bir yakıt enerji yoğunluğu (GHG intensity) sınırı çerçevesinde sınırlamayı amaçlamaktadır. Bu sistemde, her gemi için yıllık ortalama bir emisyon yoğunluğu hedefi belirlenir. Geminin yıllık performansı bu hedefi aşarsa, işletmeciye idari para cezası uygulanır. Dolayısıyla FuelEU Maritime, belirli bir emisyon performans hedefinin aşılması durumunda yaptırım öngören, çevresel performansa dayalı bir düzenlemedir.
Buna karşılık, MRV-ETS (Monitoring, Reporting, Verification & Emission Trading System), gemilerin yakıt tüketimi sonucu oluşan tüm karbon emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasını zorunlu kılar. ETS kapsamında, bu emisyonlar için karbon tahsisatları (allowances) satın alınır veya teslim edilir; böylece her ton CO₂ piyasa değeri olan bir mali yükümlülüğe dönüşür. Bu tahsisatlar Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında satın alınır veya teslim edilir.
Özetle:
- FuelEU Maritime, yakıtların sera gazı yoğunluğunu azaltmaya odaklanır ve yalnızca belirlenen performans limitlerinin aşılması durumunda ceza uygular.
- MRV-ETS ise, emisyonların tamamını ekonomik bir değere bağlayarak doğrudan mali yükümlülük yaratır.
Öte yandan, iki sistem arasındaki önemli farklardan biri de tahsisatların gemiler arasında dağıtılabilirliği konusudur. EU ETS kapsamında, her gemi için hesaplanan emisyon miktarına karşılık gelen tahsisatlar gemiler arasında devredilemez veya paylaştırılamaz; her gemi, kendi emisyonu ölçüsünde tahsisat teslim etmekle yükümlüdür. Başka bir deyişle, ETS sisteminde tahsis edilen emisyon hakkı gemi bazında tanımlanır ve gemiler arası dengeleme veya ortak beyan imkânı bulunmaz.
Buna karşın FuelEU Maritime, belirli bir işletmeciye bağlı gemi filosu içinde ortak performans değerlendirmesine ve filo bazlı dengeleme (pooling) uygulamasına izin verir. Bu sistemde, emisyon hedefini aşmayan gemilerin performans fazlası, hedefi aşan gemilerin eksikliğini dengelemek için kullanılabilir. Ancak böyle bir mekanizma yalnızca FuelEU Maritime kapsamındadır; yukarıda belirttiğimiz gibi ETS’de gemiler arasında tahsisat paylaşımı veya ortak yükümlülük söz konusu değildir.
Bu çerçevede, her iki düzenleme de AB’nin deniz taşımacılığında karbon nötr hedeflerine ulaşması için tamamlayıcı birer araç niteliği taşımaktadır.
Sonuç
EU ETS ve FuelEU Maritime düzenlemeleri, deniz taşımacılığında karbon salımını azaltmanın ötesinde; ticaret, yatırım ve rekabet dengelerini yeniden şekillendiren yapısal bir dönüşümü temsil etmektedir. Bu süreç, yalnızca çevresel uyum değil, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirlik ve uluslararası pazarlarda rekabet gücü açısından da stratejik bir önem taşımaktadır.
Türkiye limanları, Avrupa Birliği’ne en yakın ticaret ağının merkezinde yer almaları nedeniyle bu dönüşümde kilit bir konuma sahiptir. Liman altyapılarının ve denizcilik işletmelerinin AB mevzuatına uyumlu hale getirilmesi, Türkiye’nin hem AB pazarındaki entegrasyonunu koruyacak hem de bölgesel deniz taşımacılığında düşük karbonlu bir merkez olma hedefini güçlendirecektir.
Bu bağlamda, İklim Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve TR-ETS sisteminin oluşturulmasına yönelik çalışmaların sürdüğü mevcut dönemde, Türk denizcilik firmalarının ETS ve FuelEU Maritime düzenlemeleri hakkında bilgi sahibi olmaları ve gerekli hazırlıkları zamanında yapmaları büyük önem taşımaktadır. Şirketlerin sürece hazırlıklı olabilmeleri için bugünden itibaren mevzuat gelişmelerini yakından izlemeleri, karbon yönetimi stratejilerini oluşturmaları ve sürdürülebilir operasyonel dönüşüme yönelik adımlar atmaları kritik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.
